Komik Bir Hikaye
Ned VIZZINI
GO! KİTAP
448 Sayfa
Çeviri: Ebru SÜRMELİ
“Kabus dediğin ne Craig?”
“Hayat.”
“Hayat bir kabus mu?”
“Evet.”
15 yaşında bir genç olan Craig’in gözünden depresyonu işleyen kitabın aynı isimli filmi 2010 yılında sinemaya uyarlandı. GO! yayın eviyle 2016 Ocak ayında dilimize kazandırıldı.
GO! düşünmeye sevk edici kitaplar çıkarmaya devam ediyor, Komik Bir Hikaye de buna örnek. Takdir veya TEOG sınavında istediği puanı alamadığı için intihar eden çocukların, gençlerin haberlerini duyduğumuz şu günlerde, o gençlerin dünyasını aydınlatan bu kitap; onların neler yaşadığını, üzerindeki baskıyı anlamak için gerçekten güzel bir örnek. Kitapta sadece ana karakterin sorununa değinmiyoruz. Yan karakterler de onun kadar hasarlı ve bunun bir psikiyatri tesisinde geçmesi de kitaba artı puan olarak yazılıyor.
“Bu dünyada herkes dibe vurmuş durumda. Ben dibe vurmuş ve bu konuda dürüst olabilen biriyle birlikte olmayı tercih ederim. Kusursuz ve… her an patlamaya hazır biriyle olmaktansa.”
İlk sayfalarda, Craig depresyona nasıl sürüklendiği, üzerindeki baskıyı ve onunla baş edemeyişini anlatıyor. Ortaokulda sınavlara hazırlanmak için gece gündüz çalıştığını ve istediğini elde edince bütün işlerin orada bitmediğini öğreniyor. Bir şeyleri iyi yapmak girdiği okulda yeterli değil, herkes iyi. “Mükemmel” olmak zorundasınız. Sadece romanda değil yaşadığımız yerde de böyle. Şu cümleleriyle durumu çok iyi özetliyor yazar:
“Akıllıydım ve çok çalışıyordum. Kendimi bunun dünyanın geri kalanı için bir önemi olduğuna inandırmıştım. Diğerleri de bu kandırmacaya katılmışlardı. Kimse çıkıp sıradan biri olduğumu söylememişti.”
Başlarda kendisi ile kafasının içinde konuşmalarını okurken nasıl baş etmeye çalıştığını bazen dibe batıp bazen “geçici” olarak iyileştiğini görüyorsunuz ve bu karakteri daha da derinleştiriyor. Kitap boyunca Craig’in gelişmesine tanık oluyoruz ve bu da kitabın dünyasını daha gerçekçi kılıyor. Craig’in en yakın arkadaşının sevgilisi, hoşlandığı kızın, hatta çok rahat, her şeyi salmış gibi görünen arkadaşının bile sorunları var.
“İyileşene kadar burada mı kalacağım?”“Hayat iyileştirilmez, Bay Gilner.” dedi Doktor Mahmut bana doğru eğilerek. “İdare edilir.“
Yazar yan karakterlerin hikayelerini de yazmış, en azından bir kısmını. Ve kitabın dram-komedi kısmının birçoğu da bu karakterlerden geliyor. Bobby, Humble, Tommmy, Noelle, küçük kardeşi Sarah… Sanırım içlerinde en sevdiğim karakter onunkisiydi.
Ailelerin çocuklarının sorunları, depresyonları ve hatta intihar düşüncelerini; onların iç dünyasını anlayabilmesi için okuması gereken bir kitap. Gençlerin sorunlarıyla nasıl başa çıkacaklarını görmesi için okunması gereken bir kitap. Fakat sadece bunlara bakarak ciddi bir kitap olduğunu düşünmeyin. Tabii ki depresyon gibi zihin sorunlarına değiniyor fakat içindeki göndermeler ve dialoglarıyla gayet eğlenceli bir kitap. Belki en başlarında ya da Craig’in kendi içinde konuşmalarına alışana kadar sıkılabilirsiniz. Onun dışında güzel yerlere değinen, eğlenceli bir kitap. Filmi de ilk çıktığı zamanlar izlemiştim, kitabı kadar eğlenceli bir film.
En önemlisi,
Çapanız bir insan olmasın, insanlar değişebilir.
Okursanız ne dediğimi anlayacaksınız.
Çapanız bir insan olmasın, insanlar değişebilir.
Okursanız ne dediğimi anlayacaksınız.








Hikaye Shevek’in Urras’a gittikten sonra ve önceki kısımları olarak ikiye ayrılıyor. Ana gidişatın bazı kısımlarında geriye dönüşler yapılıyor. Ve başyapıt denmesinin sebebi olarak kitap sadece arkasında yazdığı gibi anarşizmden bahsetmiyor. Kitap anarşimzden besleniyor, kapitalizm, bireyselcilik, feminizim, devlet, aile, din, sahip olmak, zaman teoremleri gibi o kadar çok konuyu temele alıyor ki zaten kitaba ütopik bilim-kurgu diyerek geçmeniz imkansız. Mülkiyetin, Urraslı kapitalist sistemin vurguladığı gibi özgürlüğe değil bir hapishaneye giden yol olduğunu ifade ediyor kitabında; “Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.”

415 sayfalık roman İthaki Yayınevi tarafından raflara kazandırıldı ve Goodreads sitesinde 2014’ün en iyi bilim kurgu romanı seçildi. Eğer kitabı okursanız neden olduğunu anlarsınız. Hikaye anlatımı için gerçeklikten ödün vermek zorunda kalsa da Weir, çoğu teknik ayrıntıyı bilimsel olarak tutarlı yazmaya çalışmış. Bir çok matematiksel ve biyolojik detaylarla yoğrulsa da genel olarak boğulmuyorsunuz ve kendinizi kitabın içinde bulabiliyorsunuz. Bilim kurguya aşina olmayan bir kesim için kitabın bir bölümü sıkıcı gelebilir, kurgunun büyük kısmı “bir sorun yaşa düzelt ve bunun tekrarından” oluşuyor. 400 küsur sayfalık kitap için gereksiz kurgu fazlalığı olmuş ve bana kalırsa kitabın eksiği buydu. Fakat teknik bilgiler aklınızı yoruyorsa her zaman canlandırmaya geçebilirsiniz, en azından Mark’ın ne yapmaya çalıştığını hayal etmeniz kitaba yeniden odaklanmanıza yeterli olacaktır.

Klasikten uzak duran Rick Yancey, hikaye anlatımında da tek kişi yerine kitaptaki birkaç karakteri ağzından anlatıyor ve yarattığı dünyaya kapı aralığından değil kapıyı açıp bakmamızı sağlıyor. Beş yaşındaki bir çocuğun böyle bir dünyayı nasıl gördüğüne şahit oluyorsunuz ve buna rağmen hikaye kendini örmeye devam diyor. Distopik kitaplarda aşk konusunu ya tamamen az yapar yazarlar ya da kurguyu üstüne örerler. Burada ise tam dozundaydı ve siz karakterleri çoktan benimsemiş olduğunuz için sizi itmiyor, aksine kendine çekiyordu. Daha en başından kurgusu gereği aksiyonla başlayan hikayede siz dünyaya değil, dünya size alışıyor.

