8 Şubat 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu - Komik Bir Hikaye



Komik Bir Hikaye
Ned VIZZINI
GO! KİTAP
448 Sayfa
Çeviri: Ebru SÜRMELİ









“Kabus dediğin ne Craig?”
“Hayat.”
“Hayat bir kabus mu?”
“Evet.”

15 yaşında bir genç olan Craig’in gözünden depresyonu işleyen kitabın aynı isimli filmi 2010 yılında sinemaya uyarlandı. GO! yayın eviyle 2016 Ocak ayında dilimize kazandırıldı.
GO! düşünmeye sevk edici kitaplar çıkarmaya devam ediyor, Komik Bir Hikaye de buna örnek. Takdir veya TEOG sınavında istediği puanı alamadığı için intihar eden çocukların, gençlerin haberlerini duyduğumuz şu günlerde, o gençlerin dünyasını aydınlatan bu kitap; onların neler yaşadığını, üzerindeki baskıyı anlamak için gerçekten güzel bir örnek. Kitapta sadece ana karakterin sorununa değinmiyoruz. Yan karakterler de onun kadar hasarlı ve bunun bir psikiyatri tesisinde geçmesi de kitaba artı puan olarak yazılıyor.

“Bu dünyada herkes dibe vurmuş durumda. Ben dibe vurmuş ve bu konuda dürüst olabilen biriyle birlikte olmayı tercih ederim. Kusursuz ve… her an patlamaya hazır biriyle olmaktansa.”

İlk sayfalarda, Craig depresyona nasıl sürüklendiği, üzerindeki baskıyı ve onunla baş edemeyişini anlatıyor. Ortaokulda sınavlara hazırlanmak için gece gündüz çalıştığını ve istediğini elde edince bütün işlerin orada bitmediğini öğreniyor. Bir şeyleri iyi yapmak girdiği okulda yeterli değil, herkes iyi. “Mükemmel” olmak zorundasınız. Sadece romanda değil yaşadığımız yerde de böyle. Şu cümleleriyle durumu çok iyi özetliyor yazar:
Akıllıydım ve çok çalışıyordum. Kendimi bunun dünyanın geri kalanı için bir önemi olduğuna inandırmıştım. Diğerleri de bu kandırmacaya katılmışlardı. Kimse çıkıp sıradan biri olduğumu söylememişti.”
Başlarda kendisi ile kafasının içinde konuşmalarını okurken nasıl baş etmeye çalıştığını bazen dibe batıp bazen “geçici” olarak iyileştiğini görüyorsunuz ve bu karakteri daha da derinleştiriyor. Kitap boyunca Craig’in gelişmesine tanık oluyoruz ve bu da kitabın dünyasını daha gerçekçi kılıyor. Craig’in en yakın arkadaşının sevgilisi, hoşlandığı kızın, hatta çok rahat, her şeyi salmış gibi görünen arkadaşının bile sorunları var.


“İyileşene kadar burada mı kalacağım?”
“Hayat iyileştirilmez, Bay Gilner.” dedi Doktor Mahmut bana doğru eğilerek. “İdare edilir.

Yazar yan karakterlerin hikayelerini de yazmış, en azından bir kısmını. Ve kitabın dram-komedi kısmının birçoğu da bu karakterlerden geliyor. Bobby, Humble, Tommmy, Noelle, küçük kardeşi Sarah… Sanırım içlerinde en sevdiğim karakter onunkisiydi.
Ailelerin çocuklarının sorunları, depresyonları ve hatta intihar düşüncelerini; onların iç dünyasını anlayabilmesi için okuması gereken bir kitap. Gençlerin sorunlarıyla nasıl başa çıkacaklarını görmesi için okunması gereken bir kitap. Fakat sadece bunlara bakarak ciddi bir kitap olduğunu düşünmeyin. Tabii ki depresyon gibi zihin sorunlarına değiniyor fakat içindeki göndermeler ve dialoglarıyla gayet eğlenceli bir kitap. Belki en başlarında ya da Craig’in kendi içinde konuşmalarına alışana kadar sıkılabilirsiniz. Onun dışında güzel yerlere değinen, eğlenceli bir kitap. Filmi de ilk çıktığı zamanlar izlemiştim, kitabı kadar eğlenceli bir film.


En önemlisi,
Çapanız bir insan olmasın, insanlar değişebilir.
Okursanız ne dediğimi anlayacaksınız.

14 Ocak 2016 Perşembe

Kitap Tanıtımı - Komik Bir Hikaye





New York şehri sakinlerinden on beş yaşındaki Craig Gilner hayatta başarılı olmaya kararlıdır. Bunun için de önce doğru liseye, sonra doğru üniversiteye, sonra da doğru işe girmelidir. Ama olaylar hiç de umduğu gibi gelişmez ve Manhattan’ın en zorlu liselerinden birine kabul edilmesiyle birlikte hayatı çekilmez bir hal alır.  Depresyona giren Craig yemek yiyemez, uyuyamaz ve bir gece kendini öldürmeye karar verir. İntihar kararıyla birlikte acil servisin yolunu tutan Craig kendi isteğiyle psikiyatri kliniğine yatar ve seks bağımlısı travesti, makasla yüzünü kesen genç kız, yerçekiminden korkan çocuk gibi birbirinden ilginç karakterlerden oluşan hastaların arasına karışır. Craig burada, onu yiyip bitiren endişelerinin kaynağıyla yüzleşme fırsatı yakalayacaktır








Merhabalar! Bugün çok tatlı bir kitabın tanıtımını yapıyorum sizlere. GO! Yayın evinden çıkacak Komik Bir Hikaye.

Filmini de ilk çıktığı zamanlar izlemiştim ve çok beğenmiştim ve izlerseniz gerçekten çok seveceğiniz dram-komedi tarzında bir film. Gerçekten kendinizi bir şekilde içinde bulacağınız yavaş tempolu bir film ve eminim ki de kitabı da bir o kadar güzel olacaktır. Şuraya da fragmanını bırakıp gidiyorum, izleyin ve bence okuyun. 




29 Kasım 2015 Pazar

Kitap Yorumu - Kurucunun Kızı



Kurucunun Kızı 
Amy Engel
Yabancı Yayınları
269 Sayfa
Çeviri: Merve Özcan





Merhabalar efenim, nasılsınız bakalım? Kış yavaş yavaş geliyor -neredeyse aralık oldu!- ben de reading slump olayından çıkıp writing slump -böyle bir şey var mı??- girdim sanki. İnceleme yazmak için oturuyorum sonra bir bakmışım yarın sabah olmuş. Neyse daha fazla uzatmadan kitabımıza giriş yapmak istiyorum. Kurucunun Kızı ilk çıktığında bir an önce elime alıp okumak isteyeceğim kadar ilgimi çekmemişti. İndirime girerse alırım diyordum, Dr da 9.90 a düştüğünü görünce -hem de ciltli!!- koşarak aldırmıştım, bana gelene kadar uzun zaman geçti ama elime aldığım ile bitmesi arasındaki süre bu açığı dengeledi. Zaten çok kısa bir kitap olduğu için, yaklaşık 269 sayfa, hemen bitiveriyor.


Belki özgürlük abartılıyordur. Savaştan önce özgürlüğümüz vardı. Bak bu bizi nereye getirdi.

Nükleer savaş sonrası çoğunluğu yok edilmiş ABD'de küçük bir topluluk hayatta kalmayı başarmıştır. Fakat bu kasabayı yönetmek için yarışı kazanan Lattimer ailesinin düzeni korumak için koyduğu kurallara göre kızlar ve erkekler 16 yaşlarına geldiğinde bir kura ile ayarlanmış bir evliliğe zorlanmaktadırlar ve buna karşı gelmenin sonuçları çok ağırdır. 16 yaşındaki Ivy Başkanın oğlunun, ablasını reddetmesinden dolayı bu seneki törende başkanın oğlu ile evlenmek zorundadır. Yönetimi başta kaybeden ve hakkının kendisinde olduğuna inandığı için devralmak isteyen Kurucu aile ise tek yolun Başkan ve oğlunu öldürmek olduğu söyleyip Ivy'i bu komplonun ortasına koyarlar.

Kitap boyunca Ivy'nin kendi içinde kimlik çatışmasına tanık oluyoruz. Bir yandan ailesinin sorumlulukların altında boğulurken bir yandan da yeni tanımaya başladığı Bishop ile arasında filizlenen aşkın arasında kalıyor.

Post-apokaliptik bir dünyada hayatta kalma mücadelesinin güç mücadelesine dönüşmesine şahit oluyoruz ve bütün bunların arasında kalan Ivy'nin neyin herkesin iyiliği için doğru ya da istediği şeyin ne olduğuna karar verme basamaklarını, Engel'in gerçekçi bir şekilde yazmış olması kitaba kendinizi vermenizi kolaylaştırıyor.

Sunulan dünyanın betimlemesini tam olarak beğendiğimi söyleyemem, bunları anlatırken yazar biraz cimri davranmış bize karşı, daha çok sosyal bilim kurgu üzerinde durmuş, bu yüzden karakter okumak için başarılı bir kitap. Ve de Ivy her ne kadar cesur ve pervasız olsa da Bishop'ı sevmek çok daha kolay.

Kitabın iyi yaptığı şeylerden biri de toplumun aile hayatını anlatırken gösterdiği başarı. Çocuk yaşta evlendirilen gençlerin evcilik oynar gibi aile hayatına atıldıklarından bahsediyor. 16 yaşındaki erkeklerin çoğunun evliliğin anlamını birine ve ya bir şeye sahip olmak olduğunu sanmaları anlamak çok da zor değil. Özellikle kızların evlenememesi ya da boşanmasının ayıp karşılandığı, çocuk verememesinin kusur olarak göründüğü bir toplumun ne kadar erkil buradan olduğu anlayabilirsiniz. Bütün bu düzene karşı çıkmanın doğru olduğunu bilen Ivy de uygulanış yönteminin doğru olup olmadığına karar veremiyor. Ailesinden yeterince sevgi almadığını daha kitabın ilk sayfalarından bahseden bir karakterin babası tarafından kabul görmek için yapması gereken şeyin onun dediklerini uygulamak olduğunu düşünmesini sanması hiç de yanlış değil.

"Mutlu musun Ivy?" diye sordu beni şaşırtarak.

Tüm hayatım boyunca kimsenin bana bu soruyu yönelttiğini hatırlamıyordum. 



Dediğim gibi ilk başta çok da özgün olmayan konusu ile ilgimi çekmeyen Kurucunun Kızı'nı okuduktan sonra serinin ikincisini almak için sabırsızlanıyorum. Çok akıcı ve saran bir tarzı var kitabın ve sonunda olanlardan sonra iyi ki ikincisi çıkmış diyorum. Umarım en yakın zamanda alabilirim. Size de tavsiye ederim.

Siz neler okuyorsunuz ya da neler düşünüyorsunuz?

11 Ekim 2015 Pazar

Kitap Yorumu - Mülksüzler



Mülksüzler
Ursula K. Le Guin
Metis Yayınları
355 Sayfa
Çeviri: Levent Mollamustafaoğlu





“Hayır kardeşim, aklım başımda. İnsanı delirten, gerçeğin dışında yaşamaya çalışmak oluyor. Gerçek dehşet verici. İnsanı öldürebilir. Yeterince zamanı olursa kesinlikle öldürür. Gerçek acıdır -bunu sen söylemiştin!- Ama insanı delirten yalanlar, gerçekten kaçışlar. Kendini öldürmek istemene neden olan o yalanlar…”
scifi-cityscape-by-darink-wideMülksüzler, Le Guin’in bilim-kurgu olarak tanımlandığı fakat bunun eksik bir tanımlama olacağı kitaptır. Mülksüzler daha çok bilim-kurgu ögeleri kullanılarak yazılan sağlam bir roman, neredeyse bir başyapıt. Şöyle ki; bambaşka bir evrende Urras ve Anarres olmak üzere -birbiri etrafında dönen, neredeyse ay ve dünya gibi- iki gezegende geçiyor. Bir benzetme yapılacak olursa Urras daha çok dünyaya benziyor; denizler, nehirler, hayvanlar, bitkiler ve üzerinde bulunanların zenginliği açısından. Anarres ise daha ziyade kurak bir gezegen, henüz yapısından dolayı evrimleşememiş, yalnızca gelişmiş deniz canlıları ve birkaç kara canlısından ibaret, yine de yaşanabilir bir gezegen. 150 yıl önce kendilerine Odocu diyen bir grup anarşist bu kurak gezegene göç etmiş ve uzak durmak istedikleri kapitalist Urras’ı geride bırakmışlar, arada bir gelen yük gemileri dışında birbirleriyle iletişimi kesmişler. Ve işte bu noktada uzun aradan sonra iki dünyayı birbirine bağlamayı hedefleyen Anarresli bilim adamı Shevek devreye giriyor.
12038109_534561833360473_2230567290756132513_nHikaye Shevek’in Urras’a gittikten sonra ve önceki kısımları olarak ikiye ayrılıyor. Ana gidişatın bazı kısımlarında geriye dönüşler yapılıyor. Ve başyapıt denmesinin sebebi olarak kitap sadece arkasında yazdığı gibi anarşizmden bahsetmiyor. Kitap anarşimzden besleniyor, kapitalizm, bireyselcilik, feminizim, devlet, aile, din, sahip olmak, zaman teoremleri gibi o kadar çok konuyu temele alıyor ki zaten kitaba ütopik bilim-kurgu diyerek geçmeniz imkansız. Mülkiyetin, Urraslı kapitalist sistemin vurguladığı gibi özgürlüğe değil bir hapishaneye giden yol olduğunu ifade ediyor kitabında; “Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.”
Odo’nun, olayları başlatanın, bir kadın olması da şüphesiz Le Guin’in feminizme yaptığı vurguya örnek gösterilebilir. Ayrıca kitapta dünyaların yaşamını ve yaşayanları betimlerken, hiç sıkmıyor. Karakterini yavaş yavaş şekillendiriyor, romanla birlikte Shevek de gelişiyor. Aynı zamanda ne kadar farklı olsa da, geldiği dünyada her şeye sahip olan insanların yaşamlarının güzelliğini, ancak kendi tanımıyla hediye paketinden farklı olmadığını anlatıyor. Yavaş yavaş sindirilerek okunması gereken bir kitap Mülksüzler, Ursula K. Le Guin’in cesurca eksilerini ve artılarını yazdığı eleştiri kitabı. Sadece bakmıyor, alternatif bir dünyanın eksi ve artılarıyla yeni ve eskinin birleşimi olabileceğini gösteriyor.
“…Eğer hiçbir yön seçilmezse, eğer insan hiçbir yere gitmezse, hiçbir değişme olmaz. İnsanın seçme ve değişme özgürlüğü kullanılmamış olur, tıpkı insan hapishanede, kendi yaptığı bir hapishanede, içinde hiçbir yolun diğerinden iyi olmadığı bir labirentteymiş gibi…”
moon-to-earth
Bunları tarafsız bir şekilde artılarıyla ve eksileriyle kendi içinde tartıyor olmasından dolayı yazdığı gibi “ikircikli” bir ütopya. Çünkü her iki gezegen de ütopik dediğimiz kavrama uymuyor; yani ideal ya da kusursuz değil. Anarres de, devrimi esas alıp arkasında kusurlu bulduğu her şeyi bırakılıp gelinmiş gezegen de, uğraştıkları gibi kusursuz değil. Mesela baş kahramanımız Shevek’in geri dönüşlerinde anlattığı Anarreste, birlikte çalıştığı fizikçi Sabul’un, Shevek’in fikirlerini çalması da başka bir mülkiyetçiliğe giriyor ya da kendine sakladığı iletişim yolları da keza aynı şekilde. İktidar sistemi olmayan “ideal toplumda” bile hırs kendini göstermiş ve Le Guin’in ideal toplum değil ideal birey olur düşüncesini bize aktarmıştır. Bireyin her şeyden önce kendisinin ve toplumun önüne koyduğu duvarları yıkmasını söylüyor.
Bir duvar vardı. Önemli görünmüyordu. Kesilmemiş taşlardan örülmüş, kabaca sıvanmıştı; erişkin biri üzerinden uzanıp bakabilir, bir çocuk bile üzerine tırmanabilirdi. Yolla kesiştiği yerde bir kapısı yoktu; Orada yerin geometrisine indirgeniyordu, bir çizgiye bir sınır düşüncesine. Ama düşünce gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca o dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı.
Devrim değişimdir. Devrim de değişir. Ancak değişirse devrim olabilir.

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Kitap Yorumu - Marslı



Marslı
Andy Weir
İthaki Yayınları
415 Sayfa
Çeviri: Emre Aygün

Marsta bir hayatta kalma çabası, çağımızın modern Robinson Crusoe Mark Watney’ın ağzı hafif bozuk zorlu mücadelesini anlatıyor Andy Weir kitabında. İleri bir gelecekte biz dünyalılar Ares programı altında Marsa insanlı uzay aracı göndermeye başlamışız. Kitabımızın kahramanı Mark Watney de bu Ares III programında en düşük rütbeli astronot, botanikçi ve makine mühendisi. Gülünç olaylar diye adlandırdığı bir dizi felaket sonrası tek başına Marsta ve hayatta kalan Watney’in 400 gün yetecek yiyeceği, bol bol güneş enerjisi ve depolamak için hidrojen yakıt hücreleri, oksijen vericisi, su arıtıcısı, Hab çadırı var. Fakat dünya ile olan bütün iletişimini kendisinin mahsur kalmasına neden olan fırtınada kaybetmiş durumda ve bir sonraki Ares IV görevi 4 sene sonra. Oksijen vericisi bozulursa ölür, su arıtıcısı bozulursa ölür hiçbir şey olmazsa yiyeceği biter ve ölür. Buna rağmen o zamana kadar hayatta kalmalı ve Marsın en pozitif insanı olmalı yoksa Marsta ölen ilk insan olacak. Elbette kimse böyle ünlü olmayı istemez.

“Neresinden bakarsanız bakın, sıçmış durumdayım.”

andy-weir-turkiye415 sayfalık roman İthaki Yayınevi tarafından raflara kazandırıldı ve Goodreads sitesinde 2014’ün en iyi bilim kurgu romanı seçildi. Eğer kitabı okursanız neden olduğunu anlarsınız. Hikaye anlatımı için gerçeklikten ödün vermek zorunda kalsa da Weir, çoğu teknik ayrıntıyı bilimsel olarak tutarlı yazmaya çalışmış. Bir çok matematiksel ve biyolojik detaylarla yoğrulsa da genel olarak boğulmuyorsunuz ve kendinizi kitabın içinde bulabiliyorsunuz. Bilim kurguya aşina olmayan bir kesim için kitabın bir bölümü sıkıcı gelebilir, kurgunun büyük kısmı “bir sorun yaşa düzelt ve bunun tekrarından” oluşuyor. 400 küsur sayfalık kitap için gereksiz kurgu fazlalığı olmuş ve bana kalırsa kitabın eksiği buydu. Fakat teknik bilgiler aklınızı yoruyorsa her zaman canlandırmaya geçebilirsiniz, en azından Mark’ın ne yapmaya çalıştığını hayal etmeniz kitaba yeniden odaklanmanıza yeterli olacaktır.
Asıl güzel olan kitabı sadece tek kişinin bakış açısından okumuyoruz. Aynı zamanda dünyadakileri, oradaki haberleri alıyoruz ve Watney’in mürettabatını, bununla nasıl başa çıktığını -kısa ama olsun- okuyabiliyoruz, bu da hikayeyi tek düzelikten alıp başka bir konuma sokuyor.
Başrolünü Matt Damon’un oynadığı aynı isimli film 2 Ekim’de gösterime girecek. Filmini izlemeden önce okumak isteyenler acele edebilirler çünkü çok az kaldı!


IMG_20150424_173450

11 Haziran 2015 Perşembe

Kitap Yorumu - 5. Dalga

5. Dalga
Rick Yancey
Pegasus Yayınları
464 Sayfa
Çeviri: Uğur Emre Yürük



Merhabalaar, tam finallerin arasına sıkıştırmalık bir kitap incelemesi yazacak vakit buldum. Tabii eğer çalışmazsanız baya vaktiniz kalıyor geriye :( Gerçekten beğenerek okuduğum bir kitaptı 5.Dalga, istediğim her şeye sahip. Uzaylılar, istilalar, silahlar! Bilim kurguyu seviyoruz!!
Bu arada Rıhtım Dergiye bakmayı unutmayın!

FEATURED5thwave
“Eğer uzaylılar bizi ziyaret ederse, sonuçlarının Kolomb’un Amerika’ya ilk ayak bastığındaki gibi olacağını düşünüyorum ki bu, Amerika yerlileri için hiç iyi olmamıştı.”
-Stephen Hawking
Aynı dediği gibi bir dünyada geçiyor 5. Dalga kitabı. Uzaylılar tarafından istila edilen distopik bir dünyanın üzerine temel atan hikaye, Hollywood sinemalarından alışık olduğumuz klişelerden bir kaç adım uzakta; akıcılığını gerçekçi olmasına borçlu. Kitabın başında gökyüzünde bir uzay gemisi beliriyor ve bir süre hiçbir şey yapmadan bekliyor. Gördüğümüz her şeye bir süre sonra alıştığımız gibi, buna da alışıyoruz. Uzaylıların yukarıda beklediğini biliyoruz ve alışıyoruz. Twitter sayfaları açılıyor, youtube videoları çekiliyor, teoriler ortaya atılıyor ve Rick Yancey bunları, olacağını bildiğimiz bir şekilde yazdığı için kitaba kolayca adapte olabiliyorsunuz.
“Seni bulmadan önce, bu hayatta dayanabilmenin tek yolunun bir şeylere tutunmak olduğunu sanıyordum. Yanılmışım. Meğerse uğrunda ölmeyi göze alabileceğim bir şeyi bulmam gerekiyormuş.”
5wavveKlasikten uzak duran Rick Yancey, hikaye anlatımında da tek kişi yerine kitaptaki birkaç karakteri ağzından anlatıyor ve yarattığı dünyaya kapı aralığından değil kapıyı açıp bakmamızı sağlıyor. Beş yaşındaki bir çocuğun böyle bir dünyayı nasıl gördüğüne şahit oluyorsunuz ve buna rağmen hikaye kendini örmeye devam diyor. Distopik kitaplarda aşk konusunu ya tamamen az yapar yazarlar ya da kurguyu üstüne örerler. Burada ise tam dozundaydı ve siz karakterleri çoktan benimsemiş olduğunuz için sizi itmiyor, aksine kendine çekiyordu. Daha en başından kurgusu gereği aksiyonla başlayan hikayede siz dünyaya değil, dünya size alışıyor.


Elinde ateşli silahlarla küçük kardeşini bulmaya yemin etmiş bir genç kız, nereye girdiğini bilmeyen ve ablasını bekleyen küçük bir çocuk, kendini bulmak için uğraşan bir genç adam ve yolunu kaybeden bir köpek balığı.  Karakter gelişimleri, uzaylıların istila nedenleri, geride kalan insanlar, hepsi yeterli hızda anlatılıyor. Ayrıca kitabın tasarımı iç sayfalar olsun orijinal kapak kullanmaları olsun çok güzel. Üç kitaplık bir seri olan 5. Dalga’nın ikinci kitabı“Sonsuz Deniz” daha yeni satışa çıktı. Filminin de çıkış tarihi 29 Ocak 2016, beyaz ekranda görmeden önce okumanızı öneririm.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu - Eksik Parça/ Mara Dyer || İzmir Kitap Fuarı




Eksik Parça
Michelle Hodkin
Pegasus Yayınları
424 Sayfa
Çeviri: Dilan Toplu






Blogumu çok boşladım biliyorum, işte bunlar hep Newton'un hareket konunundan dolayı. Yazmaya yazmaya da baya paslanmışım. Çok uzun zamandır beklemekten ciğerimin solduğu bir seri Mara Dyer. ama tam da hayal ettiğim, kafamda kurduğum gibi bir kitap değildi. Bu açıdan benim için Derin Sularla Şeytan Arasında'ya benziyor. Konu olarak değil ama o kitap da beklediğim gibi çıkmamıştı. Ha bu kitap kötü demek mi, kesinlikle değil, hatta ilginç ve akıcı. sadece kısa bir süreliğine eline alsan bile bırakamıyorsun. Ben mesela hiç ara vermeden tek solukta okudum.


Hikayenin en güzel yeri gizemi ve gerilim unsuruydu. Tahmin edilebilirliği vardı fakat -tabi ki hepsinde değil- yazar ustaca gerçek mi, değil mi sorgusu yaşatıyor ki sürekli ikilemde kalıyorsun. Tek sevmediğim kısım aşk konusu oldu. Karakterlere ısındım,bunda yazarın espirili yazdığı diyalogları etkili oldu tabii fakat yakışıklı gizemli erkek ve yeni kız örgüsü o kadar sıkıcı ki okurken gözlerimi devirmeden duramadım. Ki ben kitaplarda aşk okumayı severim, özellikle kızın kendisini çözmeye çalışırken yanında ona destek olan bir erkek arkadaş okumayı sevmez? Yine de Mara ile Noah arasındaki konuşmalar ile bu özgün olmayan örgüyü görmezden gelebiliyorsunuz.



Konusunu anlatmak istemiyorum, gizemli kitabın gizemini kaybetmesini istemem. Tıpkı arka kapaktaki gibi Mara'nın başına talihsiz (!) bir olay gelir ve bütün aile bundan uzaklaşmak için başka bir şehre taşınır. Orda okuldaki yeni kız olduğu için okulun en çapkın, yakışıklı ve gizemli çocuğu ilk günden Mara'yla ilgilenmeye başlar. Fakat Mara'nın etrafında gizemli olaylar gerçekleşmektedir.

Kardeşleri Joseph ve Daniel yan karakter olarak bölümlerini okumak çok eğlenceliydi. Ve kitapta bazı sahneler var, bir tanesi Mara'nın evde yalnız kaldığı sahne, tüylerim diken dikken oldu gerçekten. Böyle korktuğum az sayıda kitap var en fenası Stephen King'in Medyum kitabının meşhur sahnesi. Burası da o kadar olmasa da küvet sahnesinde korkmadım değil. Bir de akıl hastanesinde geçen bölümleri de ürkütücüydü.


Sonunda doğru hiç tahmin etmediğim iki şey gerçekleşti, gidip yazarın elini sıkmak istiyorum. Aklımda bir sürü soru var ve bir sonraki kitabı deli gibi merak ediyorum. Kitabı sevmeyen insanları anlayabiliyorum fakat ben kesinlikle sevenler tarafındayım. Hele serinin kapakları şu ana kadar gördüğüm beni etkilen en güzel kapaklardan. Üçü de öyle.






İzmir Kitap Fuarı


Aslında size fuar yazısı yazacaktım ama tam yazının ortasında bilgisayarım kapandı ben de bunu evrenin bana yazma! işareti olarak algılayarak yazmamaya karar verdim. Şöyle minnak bir özet geçeceğim sadece. İzmir Kitap Fuarı mı kaldı be demeyin a dostlar, anca bloguma bakabildim. Ha atomu mu parçalıyordun diyebilirsiniz hayır ama denk gelmedi bir türlü işte.  Zaten fuar da çok ters bi zamana denk geldi sadece bir gün -BİR- gidebildim ve onda da kısa süre kaldım çok mutsuzum, bissürü sevdiğim blogger arkadaşlarım geldi hiç birini göremedim, neyse bir dahakine artık. İthaki standında iki kişiyle tanıştım ve gelenek olarak kimsenin adını almadan çıkmışım yine :( En çok Doctor Who -Tabii ki- Trendeki Kız ve Marslı satılıyormuş. BİR DE LOCKE LAMORANIN YALANLARI DA öyleymiş ben bilmem valla, zaten harika bir kitaptı. Çok ciddiyim Rothfuss seviyesinde bu Lynch. Bu arada hayranlarına müjde, bilmeyenler de duysun Mervyn Peake'ın Gormenghast serisinin 2. kitabı çıkmış, İthakideki o iki arkadaş bunun için çok seviniyorlardı. Genel olarak indirimler hep aynıydı, 25/35 arasında, GO! da kitaplar on liraydı, hepimizi baya mutlu etti. Bunun dışında aldıklarım altta, bunlardan Marslı ve Eksik Parça'yı okudum. Sessizliğin Müziğine başladım ama dünyayı biraz unuttuğumdan yarım bırakıp Yaşlı Adamın Savaşına geçtim, şimdilik güzel gidiyor.



yazar burada küçük bir pembe yalan söylemiş olabilir, ama hepsi sizin iyiliğiniz için :D